RAMSES’İN GELİNİ OLASIN

Anadolu yarımadası üzerinde tarih boyunca birçok medeniyet gelip geçmiştir. Kervan yolu, İpek yolu Baharat yolu ve Likya yolu gibi ticaret yollarının güzergahı olmuş böylece kültürel anlamda bolluk kazanmıştır.

Tarih kitaplarında bizlere öğretilen, duymaktan sıkıldığınız medeniyet isimlerini yazmaktansa ilgi çekici olanları sizlerle paylaşmayı yeğlerim. Bunu derin bir tarih araştırmasından ziyade farklı köklerin birleştiği bir noktayı sizlere hatırlatmak gibi düşünebilirsiniz. 

Anadolu’da tarih öncesi devirlerde Eski Çağ’a ait izler genellikle İstanbul Yarımburgaz Adasında ve Antalya Karain Mağarası’nda bulunmaktadır. Tunç Çağına gelindiğinde Anadolu ile tarihin başladığı yer olarak kabul edilen Mezopotamya arasında ticaret başlamıştır. Buradan anlaşılacağı üzere Mezopotamya uygarlıklarında çivi yazısının yaygınlaşıp dağılması ve ticaret eş zamanlı gerçekleşmemiş, bu da Anadolu tarihi seyrinin normal tamamlanmadığını göstermektedir. Yazının gecikmesi birçok olayın kaydedilmesini engellemiş olsa da günümüze kadar ulaşan arkeik kanıtlarla yine de az çok bilgi sahibi olmaktayız.

    Tarihin en eski uygarlıklarından olan Hititler/Hattiler ve günümüzde Kuzey Kafkasya’nın otokton halklarından kabul edilen Adigeler arasında bir bağ olduğunu biliyor muydunuz?

Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya gelmiş olduğu bilgisi bulunan Hititler hakkında oldukça çarpıcı iddialar mevcuttur. Bunlardan ilki Hattilerin devamı niteliğinde olduklarıdır. Ayrıca Hattilerin de Kuzey Kafkasya’dan gelmiş bir kavim olabileceği düşüncesidir.

Hitit Dönemine ait eser

Hitit ve Hatti ayrımı yersiz, iddialar ise eksiktir. Okunmayı bekleyen birçok arkeik veri yani tablet varken olasılıklar üzerinden bir tarih yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu oldukça yanlış olmakla beraber alternatif bir tarih oluşturarak gerçeklere gölge düşürmektir.

 Hattiler hakkında kesin ve net bilgilerin bulunmama sebebi şüphesiz “bilinen” tarihte yazının gecikmiş olmasıdır. Yazının geç geldiği Anadolu’da yaşamış bir halk hakkında en doğru bilgileri dönemin kabartmaları, inşa edilmiş barınma yerleri ve mezarlar vermektedir.

Arkeolojik bilgiler ışığında, Tanrılar Yurdu Anadolu adlı eserde Hititlerin Kafkaslar üzerinden gelmiş olduklarına dair kanıtlar olduğu ileri sürülmektedir. (s.290)  Hititlere ait kazıların yoğun olarak yapıldığı yer Kızılırmak bölgesidir. Alacahöyük’te ortaya çıkan yapılarla yakından ilişkili olduğu düşünülen diğer örnekler ise Kuban Irmağı bölgesinde yer alan Maykop’ta bulunmuştur. Maykop şehri Rusya Federasyonu içerisinde yer alan Adige Cumhuriyeti’nin başkentidir. 

Hitit çivi yazılarını çeviren Çek Bilgini B. Hronzy 1917 senesinde “Ninda -an ezateni vatarma ekuteni” cümlesindeki ninda kelimesini ekmek, ve cümlenin devamında gelen kelimeleri yemekle ilgili olabileceğini düşünerek “-an” ekini zamir kabul etmiştir. “Ekmeği yiyiniz.”

Vatar kelimesini water olarak gösterip “Suyu içiniz” olarak çevirmiştir.

Oysa bu çeviri baştan sona hatalarla doludur.  Adige dili olarak çevirisi yapıldığında; nı(anne), nan veya nane olarak da söylenebilir. Yezi, yez (kendisi) şeklinde ve “ez-ezi” (dolu) anlamlarında kullanılır. Ezateni birleşik bir sözcüktür. “Kendisi ikinci kez” Adigece olarak “Yezı yit’anne ekuteni (kırıyor), wate ise çekiç anlamına gelmektedir. Bu dil kuralları olarak sabittir ve cümle Adigece şu şekildedir “Nanem yezı Yıtoane Vatem’çe yekute”  Türkçe olarak “Büyükanne kendisi çekiçle kırıyor.” Anlamına gelmektedir. Yanlış çeviri ve yetersiz bilgi bilineni karmaşıklaştırarak daha da içinden çıkılmaz bir hal almasına sebep olmaktadır.

Alexander Başmakof’un “Tarihin karanlıkta kalmış pek çok yanını aydınlığa çıkartacak anahtar Kafkas dillerinde saklıdır” sözünü destekler nitelikte olan bu cümle belki de bize yıllarca bilinen her şeyin yanlış olabileceğine dair bir şüphe yaratmaktadır.

Geniş bir açıdan bakıldığında medeniyetlerin şu ya da bu zamanki konumlarına dair en doğru bilgiyi elde etmek pek mümkün değildir ancak doğru tahmin ve akıl yürütmeler ışığında aydınlatılmayacak karanlık bir tarafın olması da olası bir durum değildir.

Burada yapılan yanlışlardan birisi de tek kaynak bilgi ve aşağılanan halk efsaneleri, masalları ve şarkılarına asla itibar etmemektir. Oysa bunlar folklordur. Koca bir halkın sosyal hayatını görmezden gelerek sadece savaş ve anlaşmalar doğrultusunda o devlete dair net bilgiler vermeye çalışmak baştan sona hatalar silsilesidir. Hattiler/Hititler ve Adigelere dair bir başka bağlantı da Adigelerin köklü ve ve en eski kollarından Abhazların diliyle söylenceye girmiş ve yazılmış eski bir şarkı  Hattiler ve Firavun Ramses arasında geçen savaşı reddedilemeyecek kadar iyi anlatmaktadır. Şarkının özeti Hattiler zaman içinde kendi sınırlarını genişleterek Mısır’a kadar dayandılar. İki ordu bugün Suriye toprakları içerişinde kalan Kadeş kalesinde savaştılar ve bu savaşı Hattiler kazandı. Aslında yenen ve yenilenin belli olmadığı bu savaşın sonucunda Hatti lideri 2. Mau’nun kızıyla 2. Ramses evlenmiştir.

Adige ve Hatti/Hitit ilişkisinde dikkat çekilen bir bağlantı da Adige yerli halkında bir deyim vardır: Ramses’in gelini olasın…

Hatti ve Hitit’in aynı olduğu ancak günümüzdeki iddialarla bunların farklı halklar olduğu düşünülmektedir. Bu karmaşıklık en yalın haliyle dil çözümlemelerinde ve tarihi kaynakların ışığında netlik kazanacaktır.

Ord. Prof. Ekrem Akurgal Atatürk’ün Anadolu Medeniyet fikrine dair eleştirisini şu şekilde yapmaktadır: Atatürk Hatti/Hitit köklerinin Türklükle alakaları olup olmadığının araştırılmasını istemiş ancak belgeleri okuyacak yeterli profesyonellikte hocalar olmadığı ve herhangi bir kaynağa dayanmayan araştırmalara tabi olunarak Hititlerin Türk kavimleriyle ilişkili olduğu söylenmiştir. Ayrıca hiçbir araştırma kaynağına dayanmayarak Hattilerin Türk kökenli bir kavim olduğu kabul edilmiştir. Hititlerin Hint-Avrupa ailesinden olabileceği istilalarla birlikte anadoluya gelerek hattilerin sonunu getirdiği düşüncesi yaygındır. Ancak bu yanılgıdan ibarettir.

19. asra ait kitaplar araştırılmaya başlandığında Hattilerin Türk olmadığı ve Anadolu yarımadası haricinde başka bir yerde yaşamamış oldukları anlaşılmıştır. Akurgal’a göre durum böyleyken Hatti kelimesinin kökenine dair de bir bilgi mevcut değildir.

Tevrat’ta ise Hitit kavmine Hatti denilerek Anadolu’nun Hatti diyarı olduğu dile getirilir. Asur belgelerinde “Heta” olarak geçmektedir.  Batı dillerinde de çeviri kaynaklı yanlışlar mevcuttur. Martin Luther Tevrat’ı Almanca diline çevirirken Hattilere  Hethitler demiş ve sonrasındaki İngilizce ve Fransızca çevirilerde Hititler olarak karşımıza çıkmıştır.

 Akurgal hoca sanırım bağlı olduğu ekolden dolayı bu durumu esgeçmiş olabilir. (Çurey, 2003)

Tüm bu bilgilerin ışığında tarihi palavraları bir kenara bırakırsak Hatti/Hitit ve Adige bağlantısı açıkça ortadır.

Konuyla ilgili daha fazla bilgi için benim de yararlanmış olduğum Halit Kakınç’ın Çerkes Aşkı kitabına ve Ali Çurey’in Çerkes Tarihi kitabına bakabilirsiniz.

KAYNAKÇA

Çurey, A. (2003). Sözcüklerin Tanıklığında Çerkes Tarihi. İstanbul: Chiviyazıları Yayınevi. Kakınç, H. (2013). Çerkes Aşkı. İstanbul: Destek Yayınevi.

Sıla Bal
Hacettepe Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü
Yazı oluşturuldu 6

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön