632. YIL DÖNÜMÜNDE I. KOSOVA MUHAREBESİ

Özet

28 Haziran 1389 tarihinde gerçekleşen I. Kosova Muharebesi hem Balkan tarihi hem de dünya tarihi açısından pek çok önemli olayın perde arkasında önemli bir rol oynamıştır. Özellikle Sırplar için bu savaş sonrası oluşturdukları Kosova Miti büyük önem taşımaktadır. Başlangıçta milli bir bilinç oluşturmak üzere yaratılan bu efsane/mit, 19. yüzyılda Sırp milliyetçiliğinin temel argümanı haline gelmiştir. Giderek radikalleşen bu milliyetçilik, 1914’te Birinci Dünya Savaşı’nı başlatan olayda ve Yugoslavya’nın dağılmasında karşımıza çıkmıştır. Bu çalışmada, Kosova Miti’nin oluşturduğu Sırp milliyetçiliği incelenmiştir. Özellikle 20. yüzyılın sonlarında nasıl ön plana çıkarıldığı ve günümüzde devam eden etkileri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Balkanlar, Efsane, Kosova, Osmanlı, Sırp.

GİRİŞ

Balkanlar, insanlığın varoluşundan bu yana küçüklü büyüklü birçok ulusun ev sahipliğini yapmıştır. Avrupa kıtasının güneydoğusunu oluşturan bu topraklar, yüzyıllar boyunca, Persler, Makedonlar, Bizanslılar, Bulgarlar, Sırplar ve Türkler gibi birçok milletin hakimiyetine girmiş; Büyük İskender, Attila, Augustus ve Kanuni gibi birçok önemli imparator bu topraklarda liderlik yapmıştır. Balkan toprakları, bu imparatorlukların varoluşu ya da idarelerinin değişimi sırasında gerçekleşen birçok büyük savaşa da ev sahipliği yapmıştır. Bu savaşlardan kimilerinin etkisi sadece güç değişiminden ibaret kalırken, kimilerinin etkisi asırlar boyunca sürmüş ve yüzyıllar sonra yaşanacak olayların perde arkasında rol oynamıştır. I. Kosova Muharebesi de etkisi yüzyıllar boyunca devam eden bu savaşlardan bir tanesidir.

Bu savaşın tarafları Sırplar ve Osmanlılar’dır. Sırplar, 5.-7. yüzyıllarda Balkanlar’ın kuzeyinde bulunan bataklık bölgesinden Balkan topraklarına 3 kol halinde (Doğu-Batı-Güney) göç eden Slavlar’ın, güney bölgesine yerleşen koluna mensup bir millettir. Osmanlılar ise başlı başlına tek bir milletten oluşmamakla birlikte ağırlıklı olarak Müslümanlar ve Türkler’dir. Kosova Muharebesi, bu iki milletin birbirlerine karşı verdikleri yıllar süren mücadelenin 28 Haziran 1389’da gerçekleşen bir basamağıdır. Sırp tarihi için çok önemli bir yeri olan bu savaşın sonucunda Sırplar bağımsızlıklarını kaybedecek ve 500 yıl sürecek Osmanlı esareti başlayacaktır. Bu savaş aynı zamanda, Sırp milliyetçiliğinin temel dayanağı olan Kosova Efsanesi’nin de ortaya çıktığı savaştır. Bu çalışmanın konusu da savaş ile bağlantılı olarak ortaya çıkan Sırp milliyetçiliğinin günümüze kadarki dönemde etkilerini incelemektir. Bu bağlamda ilk bölümde tarihsel arka plan ele alınmıştır. İkinci bölüm Kosova Muharebesi ve olayların Sırplar tarafından kutsallaştırılması ile ilgilidir. Son bölümde ise efsanenin oluşturduğu milliyetçiliğin Balkan tarihinde neden olduğu olaylar incelenmiştir.

1. TARİHSEL ARKA PLAN

12. yüzyılın ikinci yarısında Bizans kontrolündeki Sırplar; Raşka, Zeta ve Niş bölgeleri çevresinde yaşamaktaydı. Bölge liderleri arasında yaşanan iç savaşlar sebebiyle ikiye ayrılmış olan Sırplar’ın tekrar birleşmeleri, Bizans İmparatoru tarafından Raşka’ya atanan Stefan Nemanya zamanında gerçekleşmiştir. Kendisini Raşka bölgesinin Büyük Zupan’ı ilan eden ve Nemaniç Hanedanlığı’nın kurucusu olan Stefan Nemanya, 1196 yılında Macarlar ve Venedikliler’in yardımıyla Bizans’a karşı isyan etmiş ve hakimiyetini ilan ederek Sırplar’ı tekrardan bir araya getirmiştir. 1331 yılında Dušan the Mighty olarak bilinen IV. Stefan Uroş Duşan, kurulan devletin başına geçmiştir. Strateji bilgisi yüksek, iyi bir asker olan Duşan, 1346 yılına gelindiğinde Sırp Despotluğu’nu Balkanlar’daki en güçlü siyasi teşekkül haline getirerek, kendisini ‘Sırp ve Romalılar’ın İmparatoru’ ilan etmiştir. Balkanlar’da kendisini durduracak bir güç kalmayan Duşan, İstanbul’u fethetmek üzere Bizans’a karşı saldırıya geçmiştir. Fakat Orhan Bey komutasındaki Osmanlı Türkleri’nin, Bizans’ın yardım çağrısını geri çevirmemesi ile geri çekilmek zorunda kalmıştır. Böylece aslında Balkanlar’daki ilk Sırp-Türk karşılaşması gerçekleşmiştir. Sırp İmparatorluğu 1371 yılında parçalanmış olsa da Balkanlar’da oluşan güç boşluğunu değerlendirmek isteyen Osmanlı’nın karşısına en çok çıkacak olan millet yine Sırplar olmuştur. Parçalanmanın ardından oluşan küçük prenslikler içerisinden, Lazar Hrebelyanoviç önderliğindeki Sırp Prensliği bölgede sivrilerek kontrolü sağlamıştır. Lazar, 1389’da Osmanlı’ya karşı gerçekleşen I. Kosova Muharabesi’nde, birazdan bahsedeceğimiz rolü ile, Sırp tarihinin baş kahramanlarından bir tanesi olmuştur (Gökdağ & Karatay, 2013).

Diğer tarafta ise, 14. yüzyılın başlarında Anadolu’da ortaya çıkan Osmanlı Beyliği de kısa sürede önemli bir güç unsuru haline gelmiştir. Padişah I. Murad’ın, 1361’de Edirne’yi,1363’te de Filibe’yi ele geçirmesi, ardından da Edirne’yi devletin başkenti ilan etmesiyle Osmanlı’nın Balkanlar yürüyüşü ivme kazanmıştır (İnbaşı, 2002). Bu yürüyüşün önüne geçmek isteyen Sırplar ve yeni müttefikleri Macarlar, 1364 yılında Meriç Nehri kıyısında Osmanlı ile karşı karşıya gelerek tarihteki ilk Osmanlı-Sırp savaşını gerçekleştirmiştir. Kaynaklara ‘Sırpsındığı’ ismi ile geçen bu savaşta kazanan taraf Osmanlı Devleti olmuştur. Asıl büyük Osmanlı-Sırp mücadelesi ise 26 Eylül 1371’de gerçekleşen ve bazı kayıtlara ‘İkinci Meriç Muharebesi’, bazı kayıtlara ise ‘Birinci Çirmen Muharebesi’ olarak geçen savaşta yaşanmıştır. Bu savaş ile Osmanlı, Sırp topraklarını ele geçirmeye başlamış ve Balkanlar’da önemli bir güç kazanmıştır (Eroğlu, 2017).

Kaybedilen savaşların ardından Sırplar, Türk hakimiyetini tanımak zorunda kalmış ve Osmanlı’ya haraç ve asker vermeyi kabul etmiştir. Sırp lideri Lazar bu artan baskının önüne geçebilmek ve kuvvetlerini arttırmak için harekete geçmiştir. 1387 yılına gelindiğinde ise Lazar, Osmanlı ile olan tüm anlaşmalarını bozacak ve Osmanlı’ya savaş ilan edecekti (Eroğlu, 2017). Aynı yıl Sırplar, Ploşnik’te 20.000 kişilik Osmanlı ordusunu ani bir baskın ile mağlup edecek ve uzun yıllar süren Türk baskısına karşı ilk zaferini kazanacaktı. Bu zaferin Osmanlı’ya karşı yarattığı motivasyon ve cesaret sadece Sırplar arasında değil, diğer Balkan devletlerinde yayılmıştır. Böylece Osmanlı’ya karşı Sırplar, Bulgarlar, Bosnalılar ve Arnavutlar birleşerek, Sırp çoğunluklu bir Balkan Devletleri ittifakı kurmuştur. Bu durumdan haberdar olan Osmanlı Padişahı I. Murad, 1389’da bizzat ordusunun başında bu ittifak üzerine yürümüş ve Balkanlar birliği ile Osmanlılar, bugünkü Kosova Ovası’nda karşı karşıya gelerek hem Sırp efsanelerine ve tarihine hem de dünya tarihinin geleceğine çok önemli etkiler bırakacak bir savaş gerçekleştirmiştir (Gökdağ & Karatay, 2013).

2. I. KOSOVA MUHARABESİ VE KOSOVA MİTİ

28 Haziran 1389’da Kosova Ovası’nda geçekleşen I. Kosova Muharebesi’ni kimin kazandığı hakkında farklı bilgiler bulunmaktadır. Savaş ile ilgili kesin olan şey ise hem Sırp Prens Lazar Hrebelyanoviç’in, hem de Osmanlı Padişahı I. Murad’ın hayatını kaybettiğidir. Savaşın hemen ardından oluşmaya başlayan Kosova Miti ya da Kosova Efsanesi de bu ölümlerin şekli ve arka planı ile doğrudan ilişkilidir. Osmanlı ordusu, savaşa ordunun merkezinde Sultan I. Murad, ordunun diğer iki yanında ise Şehzade Yakup ve Şehzade Bayezid önderliğinde katılmıştır. Sırp tarafı ise Sultan Murad karşısında merkezde Lazar, yanlarında ise Bosna Kralı I.Tvrtko ve Lazar’ın damatları Vuk Branković ve Miloş Obiliç önderliğinde katılmıştır (Yavuzcan , 2016). I.Tvrtko ve Vuk Branković, henüz savaş devam ederken savaş alanını terk etmiş; Lazar ve I. Murad savaşta ölmüş; Lazar’ın diğer damadı Miloş Obiliç ise I. Murad’ı öldürdükten sonra öldürülmüştür. Kosova Miti’nin epikleştirilmesi de bu olaylara dayanmaktadır. Bu mitte 3 ana motif bulunmaktadır. İlki, savaş sırasında Osmanlı tarafına geçen ‘Vuk Branković ve İhanet’ motifidir. Sırplar’a göre bu ihanet, savaşı kaybetmelerine sebep olmuştur. Bir diğeri, ‘Lazar ve Kutsallık’ motifidir. Efsaneye göre savaştan önce kendisini ziyaret eden melekler, Lazar’dan dünyevi bir krallık ve ruhevi bir Cennet Krallığı arasında seçim yapmasını ister. Lazar, ‘onursuz yaşam yerine onurlu hayat’ı tercih eder. Böylece mücadelesi ve ölümü, ona ölümsüzlüğü ve Cennet Krallığı’nı kazandırmıştır. Bu da aslında savaşı Osmanlı’nın kazanmış olduğu ihtimalini güçlendirmektedir. Efsanenin son motifi ise ‘Miloş Obiliç ve Kahramanlık’tır. Buna göre, Obiliç, Osmanlı padişahı I. Murad’ı hileli bir şekilde öldürmüştür (Uğurlu, 2011).

Bu motifleri ve değişik versiyonları Sırp halkı arasında giderek yayılan bu efsane, Sırp milletinin 500 yıl boyunca sürecek Osmanlı hakimiyetinde, bağımsızlık inançlarını ve milli duygularını kaybetmemek için sarıldıkları bir dal olmuştur. Bu efsane, dönemlere göre değişmekle birlikte, 28 Haziran tarihi ile birlikte Sırp milliyetçiliğini oluşturan temel yapı taşlarından biri olacaktır (Yavuzcan , 2016).

3. KOSOVA SAVAŞI’NIN BALKAN VE DÜNYA TARİHİNE ETKİLERİ

Savaşın ardından oluşturulan Kosova Efsanesi’nin en önemli sonucu Sırp milliyetçiliğini ortaya çıkarması olmuştur. Bir ideoloji olarak milliyetçilik, bir toplumun birbirine tutunmasını sağlayan bir araç niteliğindedir. Milliyetçilik henüz ortaya çıkmadan önce bu araç din olmuştur. Kosova Efsanesi’nde ise bu iki unsur bir araya getirilmiştir. Sırplar’ın, liderleri Lazar’a ölümünün ardından ‘Azizlik’ mertebesini tanıması ile bu efsane hem milli hem de dini açıdan önemli bir hale getirilmiştir. Özellikle Osmanlı’nın hoşgörü politikası bu efsanenin halk arasında yayılmasına kolaylık sağlamış ve Sırplar tarafından gün geçtikçe kutsallaştırılmıştır. Bu dini/milli unsur, 28 Haziran’da kutlanan ve ‘Vidovdan’ ya da ‘Aziz Vitus Günü’ olarak adlandırılan bir bayrama dönüşmüş ve Sırp milliyetçileri tarafından yüzyıllar sonra dahi kullanılarak, yakın tarihe damgasını vuran olayların perde arkasında rol oynamıştır (Haqiqat & Keskin, 2020).

Bugünkü Sırp millyetçiliğinin ana odak noktası Bosna-Hersek ve Kosova’dır. Sırp tarihine göre, 1670’te topraklarından göçe zorlanan Sırplar’ın ardından, Kosova’ya Arnavutlar yerleşmiştir. Arnavut tarihinde ise Sırplar, Arnavutlar’dan sonra bu bölgeye gelmiştir. Üstelik Arnavutlar için Kosova, Arnavut milliyetçiliğinin doğduğu yer olarak kabul edilmektedir. Sırplar’ın Bosnalılar’a düşmanlığında olduğu gibi Arnavutlar’da da sonradan Müslüman olmalarının etkisi büyüktür. Hatta Sırp halk şarkılarının bazılarında Arnavutlar, ‘Arnavut Türkler’ olarak nitelendirilmektedir (Haqiqat & Keskin, 2020).

19. Yüzyılda hız kazanan milliyetçilik söylemleri ile, Osmanlı himayesinde yaşayan Sırplar arasında da Sırbistan coğrafyasında kurulacak bir ulus-devletin söylemi giderek hız kazanmıştır. Kosova mitinin ekseninde gelişen bu söylem, Türkler ve Müslümanlar’a karşı benimsenen ötekileştirme siyasetine de güç kazandırmıştır. 1878’de imzalanan Berlin Antlaşması ile bağımsızlığını kazanan Sırbistan’da tüm kurumlar, tarihsel bir bağlam kazandırılarak milliyetçilik ideolojisinin temeline yerleştirdikleri Kosova Efsanesi çerçevesinde şekillendirilmiştir. Bu da aslında, I. Kosova Muharabesi’nin 500. yılı olan 1889 yılında, Sırp hükümetinin Kosova Efsanesi üzerinden resmi bir anma ve kutlama yaratmak adına gösterdiği özel çabanın nedenini bizlere göstermektedir (Ünlü, 2010).

28 Haziran tarihi, bu resmi kutlama ve anmalar dışında da birçok kez tarih sahnesinde görülmüştür. Bilhassa Sırp milliyetçileri, bazı eylemlemlerini bu tarihe denk getirmek için özen göstermiştir. Kuşkusuz bunlardan dünya tarihine en büyük etkiyi bırakmış olanı; Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahtı Franz Ferdinand ve eşinin, 28 Haziran 1914 günü Saraybosna ziyaretleri sırasında bir Sırp milliyetçisi olan Gavrilo Princip tarafından suikaste uğramasıdır. Ne veliahtın bu ziyareti 28 Haziran tarihine denk getirmesi, ne de bir Sırp gencinin böyle bir eylem için bu tarihi seçmesi tesadüf değildir. Suikaste uğradığı günün sabahında Veliaht Ferdinand’ın, bir başka suikast girişiminden sağ kurtulması bunun bir göstergesidir (Berktay, 2019). Sırp milliyetçilerinin desteklediği bir örgütün üyesi olan bu gencin yaptığı, dünya tarihinin en büyük savaşlarından birini başlatmış olsa da Sırp milliyetçiliğinin asıl ateşlendiği dönem, Yugoslavya’nın kurucu lider Josip Broz Tito’nun 1980’de hayatını kaybetmesinden sonra, Kosova Muharebesi’nin 600. yılına denk gelen 1989 yılında olmuştur. Öyle ki işler, Kosova üzerinden milli bilinci oluşturmak adına düzenlenen anma toplantılarında Hz. İsa, Kral Lazar ve dönemin Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç’in resimlerini yan yana asacak ve Miloseviç’i ‘Sırpların Lazar’dan bu yana en büyük lideri’ gösterecek kadar ileri gidecektir. 28 Haziran günü geldiğinde Miloseviç, muharebenin gerçekleştiği Kosova Ovası’nda bulunan Gazimestan’da, kimi kaynaklara göre 500 bin, kimi kaynaklara göre ise yaklaşık 1 milyon Sırp’a seslenmiştir. Miloseviç konuşmasında söyledikleri ile hem ‘Büyük Sırbistan’ hayalinden bahsetmiş, hem de 20. yüzyıla damgasını vuracak iç savaşların ve kanlı katliamların fitilini ateşlemiştir (Gül, 2011).

Miloseviç’in Sırp milliyetçiliğine dayalı olarak icat ettiği üst kimlik, Sırplar’ın, Güney Slavları’nı (Yugo-Slav) sadece dinsel açıdan farklı yollara yönelmiş Sırplar olarak kabul etmesine dayanmaktadır. Buna göre Hırvatlar Katolik inancını benimsemiş, Bosnalılar ise Müslüman olmuş Slavlar, yani Sırplar’dır. Sırp milliyetçiliğine göre bu milletler ya özüne dönerek ‘Büyük Sırbistan’a dahil olmalı, ya da bu toprakları terk etmelidir. Kosova’da ise din ve etnisite iç içe girmiş durumdadır. Kosovalı Arnavutlar, hem dinsel hem de ırksal açıdan Sırplar’dan farklıdır. Oluşturulan bu milliyetçilik ideolojisi, ters bir tepki yaratarak diğer Balkan ülkelerinin kendi milliyetçilik ideolojilerini oluşturmasında bir temel oluşturmuş ve onları kendi bağımsızlık mücadelelerini vermeye yöneltmiştir (Krliç, 2007:48).

Miloseviç’in ‘Büyük Sırbistan’ı da tıpkı Yunan milliyetçilerinin irredantist hayali olan ‘Megali İdea’ya benzemektedir. Bosna-Hersek’in tamamı, Hırvatistan’ın içinde Sırpların yaşadığı toprakların tamamı, Kosova, Karadağ ve Batı Makedonya, ‘Büyük Sırbistan’ hayali içerisinde yer alan topraklardır. Bu yüzden Miloseviç, göreve gelir gelmez Kosova’nın özerkliğine son vermiş ve Kosova’daki Arnavutlar üzerindeki baskıyı arttırmıştır. Bu durum Arnavut milliyetçiliğini radikalleştirmiş ve ‘Kosova Kurtuluş Ordusu’nun kurularak silahlı bir mücadele başlatılmasına sebep olmuştur. Özellikle 1990’ların ikinci yarısında Arnavut ve Sırplar arasındaki silahlı çatışmalar giderek artmıştır. 1995 yılında imzalanan Dayton Barış Antlaşması’nda, Arnavutlar’ın kaderinin Sırbistan’ın insafına bırakılması bu artışın en önemli sebeplerindendir. Sırplar, Arnavutlar üzerinde etnik temizlik ve zorunlu göç politikaları izlerken, Arnavutlar ve Kosova Kurtuluş Ordusu da Sırp sivillere saldırmıştır (Sancaktar, 2018).

1991 yılına gelindiğinde Slovenya ve Hırvatistan, Yugoslavya’dan ayrıldıklarını açıklayarak bağımsızlıklarını ilan etmiş; Bunu, 1992’de bağımsızlığını ilan eden Bosna-Hersek izlemiştir. Bu gelişmeler 1990’dan itibaren başlayan Sırp-Hırvat çatışmalarını giderek arttırmış ve bir savaşa dönüştürmüştür. 1992 yılına gelindiğinde giderek güçlenmiş olan ordular, yönlerini bağımsızlığını ilan eden Bosna-Hersek üzerine çevirerek ve hem Sırp-Hırvat tarihlerine hem de Balkanlar tarihine kara bir leke olarak geçecek Bosna Savaşı’nı başlatmıştır. Sırp ve Hırvatlar bir yandan birbirleri ile çatışırken bir yandan da Bosna-Hersek’i kendi topraklarına katmak için Bosnalılar’a saldırmıştır (Yılmaz, 2011:148). Tüm dünyanın gözü önünde binlerce insan vahşice öldürülüp, yüz binlercesi de yurtlarından edilirken iki tarafında arkasına sığındığı şey ‘tarihi hak’ olarak dile getirdiği irredentist politikaları olmuştur. Slobodan Miloseviç, Radovan Karadžić ve Ratko Mladić önderliğindeki Sırplar, başta Srebrenitsa olmak üzere birçok yerde sivil ve masumların canına kıyarak kanlı katliamlar gerçekleştirmiştir. ‘Bosna Katliamı’ olarak kayıtlara geçen bu eylemlerin gerçek sebebini ise baş aktörlerden biri olan Mladiç o gün kameralara bizzat şu şekilde söylemiştir: “Nihayet, bu bölgede Türkler’den intikam almanın zamanı geldi.” (NTV, 2009).

Yaklaşık 3.5 yıl süren Bosna Savaşı, 1995’deki NATO müdahalesi ile sonlanırken, Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Milošević ve Hırvatistan Devlet Başkanı Franjo Tuđman’ın da imzaladığı Dayton Barış Anlaşması ile Bosna-Hersek yeniden dizayn edilmiştir (Sancaktar, 2018). Kosova sorununun çözüme kavuşmaması ve Sırplar’ın Bosna’da yaptıklarının bir benzerine Kosova’da devam etmesi üzerine 1999 yılında Kosova’ya, BM Güvenlik Konseyi kuvvet kullanımına ilişkin herhangi bir karar almamış olmasına rağmen, NATO bir hava harekâtı ile müdahale etmiştir. Böylece Sırp kuvvetleri son olarak Kosova’dan da çekilmek zorunda kalmıştır. Karadağ’ın Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nin ardılı olarak kurulan Sırbistan-Karadağ’dan ayrılarak 2006’da bağımsızlık ilan etmesinin de etkisiyle, Kosova da 17 Şubat 2008 itibariyle bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu harekete en sert tepkiyi Sırbistan vermiş, bu bağımsızlığın iptali için tüm yollara başvuracağını açıklamıştır (Yılmaz, 2011:177).

Günümüzde Sırbistan, Kosova’nın bağımsızlığını tanımamakla beraber, Kosova’yı halen kendi toprağı olarak görmektedir. Üstelik, Kosova’nın bağımsızlığını tanımış olan bazı ülkelere, bu tanımadan vazgeçirmeye yönelik bir politika yürütmektedir. Kosova’nın bağımsızlık ilanı ile sorunlar başka bir boyut kazanmıştır. Sırbistan için Kosova’yı tanımamış olması ve Kosova ile ilişkileri iyiye götürememesi Avrupa Birliği üyeliğinin de önünde bir engel oluşturmaktadır. Buna rağmen Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic; “AB’ye üyelik karşılığında Kosova’nın bağımsızlığını kabul etmeyiz.” (Congar, 2020) açıklaması ile Sırbistan’ın görüşünü açıkça belli etmektedir.

SONUÇ

Çoğu ulus geçmişindeki birtakım olayları ulusal gelişmelerinde belirleyici anlar olarak tanımlar. Sırp milliyetçiliğinde bu an 1389 yılında gerçekleşen I. Kosova Muharebesi’dir. Sırplar, efsaneleştirdikleri ve kutsallaştırdıkları bu olayı, Osmanlı himayesine girmelerinden itibaren milli bilinci ayakta tutmak ve bağımsızlık inancını kaybetmemek için kullanmıştır. Prens Lazar’a verilen Azizlik mertebesi ile Kilise ve din unsurları da bu efsanenin bir parçası haline getirilmiştir. Sırplar, 1789 yılında gerçekleşen Fransız İhtilali’nin ardından ivme kazanan milliyetçilik hareketinden yaklaşık 90 yıl sonra bağımsızlıklarını kazanırken de bu efsanenin yarattığı milli bilincin etkisi büyük olmuştur.

Fakat bu birleştiricilik unsuru zamanla yerini irredantist bir Sırp milliyetçiliğine bırakmıştır. I. Dünya Savaşı’nı başlatan suikast için bile bağımsız bir Sırbistan isteği bir neden olarak gösterilebilir. Fakat 20. yüzyılın sonlarına doğru, Yugoslavya’nın birleştirici lideri Tito’nun ölümünün ardından yaşananların ne bağımsızlık isteği ne de milli bilinç ile en ufak bir bağlantısı yoktur. Sırp çocuklarına henüz okula başlamadan anlatılan Kosova Efsanesi’nin sonucunda Sırplar, yüzyıllarca başka devletlerin himayesinde yaşamalarının ve efsanelerinde önemli bir yer tutan Kosova’yı kaybetmelerinin sorumlusu olarak Türkler’i ve Müslümanlar’ı gören bir nesil yetiştirmiştir. Tito’nun ölümünün ardından güç kazanan Miloseviç ve destekçileri de bu argümanı ve Kosova efsanesini kullanarak gücüne güç katmış ve Balkanlar’da yıllar boyunca yüz binlerce insana soykırım uygularken, yüz binlercesini de göç etmeye mecbur bırakmıştır.

Sırp Ortodoks Kilisesi de bu argümanların destekçisi olmuştur. Hatta yakın tarihte hayatını kaybeden Sırp Ortodoks Kilisesi Patriği İriney, ‘Vidovdan’ ismini verdikleri bayramlarında Kosova ile ilgili söylemlerinden geri kalmamış, Kosova konusunda Batı’nın Sırbistan’a yönelik tutumunu da görevi süresince eleştirmiştir. Sırbistan yönetiminin resmi tavrı aşırı milliyetçilikten uzaklaşma ve Sırbistan’ın AB’ye tam katılımı olsa da halen Kosova’yı tanımayarak ve tanımayacaklarını söyleyerek, Kilise’nin yanlışının karşısında durmak yerine, efsanenin izinden gitmektedir. Sırbistan’daki kimi sivil toplum örgütleri ise halen bazı dergi ve medya organları çevresinde toplanarak ‘1389 ruhunu canlandırma’ görüşleri ile destek toplamaya çalışmaktadır. Tüm bunlar, yaşanan onca savaş ve vahşete rağmen bazı kesimlerin görüşlerini değiştirmediğinin ve Kosova Efsanesi’nin izlerinin halen Balkanlar’da yaşamaya devam ettiğinin açık kanıtıdır.


KAYNAKÇA

Share this article
Shareable URL
Prev Post

FRONTEX VE AVRUPA BİRLİĞİ’NDE SINIR GÜVENLİĞİ

Next Post

13. DÖNEM İRAN CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Read next