TÜRKİYE’DE KÖY ENSTİTÜLERİ

Köy Enstitülerinin Amaçları ve Faydaları

Köy Enstitüleri projesi cumhuriyet döneminde hem sosyal alanda hem eğitim alanında aydınlanmanın en büyük öncülerindendir. Türkiye nüfusunun %80’ini kapsayan köylünün, çocuklarını üretim içinde eğiterek onları kulluktan yurttaşlık bilincine, ümmetlikten ulus bilincine ulaştırmak, köyü toplumsal, ekonomik ve sosyal alanda içten canlandırmak, kalkındırmak ve köylüyü yönetime katmak, Anadolu’yu aydınlığa kavuşturmak amacıyla açılmıştır (Tonguç, 2011:1). Toplumun büyük çoğunluğuna hitap eden bu proje sayesinde modernleşmeye yeni bir kapı açılmış, aydınlanma ve kalkınma için adımlar atılmıştır. Bu ve bunun gibi birçok sebepten dolayı Türkiye’nin siyasi ve sosyal tarihinin araştırılmasında Köy Enstitüleri önemli bir yer kaplar. Öğrencilerini köy okullarından seçen ve öğretmenlik dışında köyün sosyal ve ekonomik kalkınmasına da katkıda bulunacak meslekleri öğretmek üzere kurulan Köy Enstitüleri’nden, kapatılmalarına kadar 21 adet açılmış ve toplumun hem sosyal hem de ekonomik kalkınmasında çok büyük faydası olmuştur.

Köy okullarının dönüştürülmesi ve yeniden yapılandırılmasını içeren Köy Enstitülerinin genel modelini oluşturan tasarı, 1935-1938 yılları arasında görev yapmış Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan tarafından ortaya atılmış bir fikirdir. Fakat bu fikrin yürürlüğe girip gerçekleştirilmesi Hasan Ali Yücel’in bakanlığına denk gelir. Aynı dönemde, köylerin çoğunluğunda sadece üç yıllık eğitim verilebiliyordu ve çoğunluk köylerde bulunmasına rağmen eğitim sistemindeki bu yetersizlik ve eşitsizlik göze çarpıyordu. Türkiye sınırlarında bulunan 40.000 köyün 31.000’i okulsuzdu ve geriye kalanların da küçük bir bölümünde yetişmiş öğretmen bulunuyordu. Yetişmiş öğretmenler hem köy koşullarına uyum sağlayamıyor hem de köylerde çalışmayı tercih etmiyorlardı. Bu sebeplerin toplamında, Köy Enstitüleri adı altında ‘köyde çalışabilecek öğretmenleri köyde yetiştirme’ fikri önem kazanıyordu. Köy ilkokullarından mezun olan ve bu enstitülere girmeye hak kazandığı düşünülen öğrenciler okul derslerinin yanında günlük hayata ve köy hayatına ait konularda da bilgi ediniyordu. Demircilik, çiftçilik, dikiş, ev idaresi, çocuk bakımı, tarım ve benzeri konularda eğitimler verilip öğretmen olmayacak öğrencilerin de köy hayatı içinde bir meslek edinmesi sağlanıyordu. Bu derslerde yüksek başarı gösteren öğrencilerin ise eğitimine devam edebilmesi için imkanlar sağlanıyordu. Özellikle Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç ve İsmet İnönü tarafından büyük bir destek gören bu tasarı, 17 Nisan 1940 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunuldu. Sunulan yasaya göre bu okullarda eğitim gören ve görev yapması için atanan öğrencilerin yirmi yıl zorunlu hizmet süresi vardı. Çalışmaya başladıktan sonra ilk altı yıl 20 TL, daha sonra giderek 30 ve 40 TL maaş almaları kararlaştırıldı. Öğretmen olanlar için ise ilk sefer 60 TL’lik toplu bir para verilecek; ayrıca öğretmenlerin köy içinde barınacakları ve hayatlarına devam edecekleri alan devlet tarafından tahsil edilecekti. (Çavdar,1995: 417). Hasan Ali Yücel, TBMM’deki görüşmeler sırasında köy enstitülerinin asıl amacının köy hayatında yetişmiş çocukların köylülük mahiyetini kaybetmeden nitelikli birer vatandaş olarak yetiştirilmesi olduğunu ve bu sayede Türkiye Cumhuriyeti’nin hem sosyal hem ekonomik olarak gelişimini sağlamak olduğunu dile getirmişti. TBMM’deki vekillerin 146’sı muhalif olarak bu oylamaya katılmamasına rağmen diğer 248 milletvekili tarafından oylanarak Köy Enstitüleri yasası kabul edilmiştir. 

Köy Enstitüleri’nin asıl amacı; köyden gelen yetenekli çocukların tam donanımlı olarak yetiştikten sonra, tekrar köylerine dönerek geride kalan ve okuma fırsatı veya olanağı bulmamışları eğiterek ülkenin okuryazar düzeyini yukarı taşımasıydı (Kartal, 2008: 24). Bu şekilde hem köy halkı eğitiliyor ve cehaletten adım adım uzaklaşıyordu hem de yeni kazanımlar edinerek kalkınmayı sağlıyor ve üretici durumuna geçiyorlardı. Köy Enstitülerinin modernleşmeyi sağlayacak daha materyalist amaçlarının yanında toplumsal düzenin değişmesini de amaçladığı gözlemlenebilir. En önemli misyonları kırsal alandaki geleneksel bağlılıkları çözmek, feodal yapıyı kırmak ve geleneksel egemen güçlerin nüfuzlarını silerek buradaki insanlara ulus bilinci aşılamaktır (Güvercin, Aksu ve Arda, 2004: 97). Daha önce kendisine böyle sorumluluklar yüklemeyen köy halkı; ses çıkarabilmeyi, demokratik yollardan haklarını savunabilmeyi, kendini tam bir vatandaş olarak hissedebilmeyi, çağın şartlarına uyum sağlayabilmeyi, şehirdeki halkla eşit haklara sahip olduğunu ve bu haklardan nasıl yararlanması gerektiğini öğrenmeye başladı. Böylece hem cumhuriyet reformları desteklenerek yeni toplum düzeni oluşturulmuş hem sosyal ve ekonomik kalkınma sağlanmış hem verimlilik artırılmış hem de ulusal kültürün önemi vurgulanmış oluyordu.

Köy Enstitüleri ayrıca sanata da yönelimin gerçekleşmesini sağlamıştır. Önemli bir eğitim atılımı başlatılmış ve köy edebiyatı denilen bereketli bir çağ açılmıştır. Bu dönem yazarları ile roman, o dönemde ülkenin ağırlıklı nüfusunu oluşturan köylülüğe yönelmiştir. Bu eğitim atılımıyla birlikte halk sanatsal etkinlikler ve kültürün çeşitliliğiyle tanışmıştır. Edebiyat halkın gerçeğiyle buluşmaya ve taşrada okuma alışkanlığı oluşmaya başlamıştır (Afacan, 1993: 29). Orhan Hançerlioğlu’nun ‘Ekilmemiş Topraklar’ (1954), Yaşar Kemal’in ‘İnce Memed’ (1955) ve Mahmut Makal’ın ‘Bizim Köy’ (1950) eserleri Köy Enstitüleri tarafından geliştirilen köy hayatının gerçeklerini taşıyan köy edebiyatının birer örneğidir. Talip Apaydın, Fakir Baykurt, Mehmet Başaran, Osman Şahin, Adnan Binyazar, Hasan Kıyafet, Behzat Ay, Mahmut Makal, Osman Bolulu, Kemal Burkay, Emin Özdemir, Ümit Kaftancıoğlu, Osman Nuri Poyrazoğlu ve Dursun Akçam köy edebiyatına faydası olmuş Köy Enstitüsü mezunlarındandır.

Öte yandan Köy Enstitüleri ile getirilen eğitim politikası kadın ile erkek arasında var olan cinsiyete dayalı eşitsizliği azaltıyordu. Yalnız köylü erkekler değil, köy kadınları da toplumun gereksinimleri ve kendi beklentileri doğrultusunda çağdaş alışkanlıklar, beceriler kazanacaktı. Yeni açılacak kurumlara yeterince kız öğrenci alınarak, eğitim tarihinde ilk kez köy kızları ve erkekleri devlet eliyle ileri öğrenim olanağına kavuşuyordu. Yeni örgütlenmede okulsuz köy kalmayacağı gibi kız-erkek tüm çocuklar ve erişkinler bu eğitim çarkından geçirilecekti. (Kartal, 2008: 28). Bu yeni proje sayesinde eğitim göremeyen halkın çoğunluğu eğitim görebilmeye ve fırsat eşitliği yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyordu.

Köy Enstitülerini uluslararası alanda da takdir eden büyük bir kitle vardır. Fay Kirby “1940’lı yıllarda dünyanın büyük kısmı savaşa tutuşurken Türkiye’de geriliğe karşı açılan bir savaş için ilköğretim seferberliği başlatılmıştı. Köy Enstitüleri bu barışçı savaşın merkezi oldu.” diyerek takdir ettiğini belirtmiştir (Erçelebi, 1991: s. 21).

Köy Enstitüleri’nden on yıllık süre içinde sadece yirmi bir adet açılabilmesine rağmen beklenenin üzerinde bir kapsamda fayda elde edinilmiştir. Köy Enstitülerinin bu kadar büyük bir etkisi olmasının sebepleri, tek boyutlu tasarlanmayarak sadece köy okulları için öğretmen yetiştirmeye odaklanmayıp aynı zamanda insanları nitelikli, üretici ve bilinçli birer vatandaş haline getirerek makro düzeyde ülke kalınmasını sağlamayı hedeflemiş ve başarmış da olmasıdır. Aynı zamanda bir neslin aydın, çağdaş ve inkılapların takipçisi olarak yetişmesi sağlanmıştır. Bu çağdaş ve yenilikçi neslin yetişebilmesi için Köy Enstitüleri’nde öğrencilere aktarılmaya çalışılan düşüncelerin temelinde tasarruflu davranma, ihtiyacı olanlara yardım etme ve bulundukları yerleri temiz tutmak gibi şeyler yatıyordu. Öğrencinin her türlü zorluklardan yılmayacak ve onları yenebilecek kararlılıkta yetiştirilmeleri, planlı ve süratli iş görmeleri ve o işi başarmaları ve bu öğrencilerin anayasada yazılı cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılapçılık ilkeleri doğrultusunda Türk Milletinin yükselmesi için çabalaması temel amaç olarak görülüyordu (Oğuzkan, 2007).

Eleştiriler

Enstitülere eleştirel yaklaşanların sebeplerinden birisi halkçılığa uygun olmamasının iddia edilmesidir. Eğitimin ve hizmetin köylüler arasında olmasının köylü ve kentli popülasyonun birbirinden ayrışmasına sebep olduğu dolayısıyla da halkçılığa uygun olmadığı öne sürülür. Eğitimin ve enstitülerde yapılan çalışmaların, kurumlar içerisinde bulunan herkese eşit bir şekilde paylaştırılması komünizm ile ilişkilendirilmiş ve sol düşüncenin zerresine bile geçit vermek istemeyen Türkiye’de bu durumun, savunulan milliyetçilik ilkesine zıt gittiği düşünülmüştür. Ayrıca karma eğitimin gerektirdiği çağdaş bir eğitim görülmesi inkılapları tam olarak benimseyememiş kişiler tarafından ‘ahlaka aykırı’ şeklinde eleştirilere maruz bırakılmıştır. Bu eleştirilerin ve karalamaların sonucu olarak kız öğrenciler ayrı enstitülerde bir araya toplanmıştır. Aynı kişiler, enstitülerde giyilen pantolon ve ceketlerin Türk kültürüne uygun olmadığını ve geleneklerimizin elden gittiğini savunarak da enstitülerin karşısında durmuşlardır (Türkoğlu, 1997: 496). Bunun yanında kendini maddi sebeplerden dolayı köylünün üstünde gören ve onların sırtından para kazanan kesim, köylünün sahip oldukları haklar konusunda bu kadar bilgi sahibi olmasının ve bilinçlenmesinin yanlış olduğunu söyleyerek bu enstitülere karşı çıkmışlardır. 

Bu eleştirilerin karşısında İsmail Hakkı Tonguç ve İsmet İnönü ayakta kalmaya çalışsalar da karalama kampanyaları bu kurumların duruşunu zedelemiştir. Aynı dönem çok partili döneme geçişin başlangıcı ve CHP’nin gücünü kaybetmesi gibi olaylar yaşandığı için İsmet İnönü’nün çabaları karşılığını bulamamıştır. Özellikle Demokrat Parti, CHP’ye karşı galip gelebilmek için Köy Enstitüleri’ni kullanmış ve büyük eleştiriler öne sürmüştür. CHP ise kendini stratejik olarak yanlış ifade edip Köy Enstitüleri’nin yararını anlatmak yerine ‘düzelteceğiz’ diyerek halkın gözündeki güvenilirliği daha da azaltmıştır. 7 Ağustos 1946’da Recep Peker kabinesi kurulmuş ve Hasan Ali Yücel yerine Reşat Şemsettin Sirer Millî Eğitim Bakanlığı’na getirilmiştir. Sirer’in ilk icraatı Köy Enstitüleri için en önemli isim olan İsmail Hakkı Tonguç’u görevinden uzaklaştırmak olmuştur. Tonguç, önce Talim Terbiye Kurulu’na daha sonra bir ortaokulun resim öğretmenliğine atanmıştır (Aysal, 2005: 279). Sol düşünceye alerjisi olan Türkiye’de bir kurumu kötülemek için en etkili şey orada komünistlerin birleştiğini söylemektir ve bu da söylenerek halkın gözünde enstitülerin yeri gittikçe kötüleşmiştir. Bu söylentilerin de sonucu olarak enstitü öğrencileri arasında sağcı-solcu gibi ayrışmalar yaşanmaya başlanmıştır. Bu eleştirilerin bütününün sonucu olarak Köy Enstitüleri’nin düzenlenmesiyle ilgili yasal birçok değişiklik yapılmış, işleyiş neredeyse tamamen değişmiş ve adeta farklı bir kuruma dönüşmüştür. 1950 yılında çok partili hayata geçiş ve Demokrat Parti’nin iktidar olmasıyla Köy Enstitüleri’ni kapatma hedefleri gerçekleştirilmiştir. Tevfik İleri’nin Millî Eğitim Bakanlığı sırasında Köy Enstitüleri, Öğretmen Okullarına dönüştürülerek kapatılmıştır. 

Sonuç

Özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde sahip olunan topraklar içinde en çok ihmal edilen halk daima Anadolu halkı olmuştur. Eğitim, hukuk, ekonomi vb. alanlarda bilince sahip olmayan Anadolu halkının çoğunluğu köylerde yaşarken köy halkı için yapılan en güzel ve en etkili yeniliklerden birisi Köy Enstitüler olmuştur. Günümüzde halen bu konunun gündem malzemesi olması ve unutulmamasının sebebi etkisinin büyük bir yankı oluşturmuş olmasıdır. Enstitüler sayesinde köy halkı ile şehirli halk arasındaki uçurum yavaş yavaş doldurulmaya çalışılmıştır. Sadece temel dersler değil günlük hayattaki işlerine de yarayacak konularda modernleşmelerini ve gelişmelerini sağlayacak bilgiler de verilmiş; müzik, halk oyunları, tiyatro gibi kültürel aktiviteler de yapılmış ve halkın farklı yönleri geliştirilmeye çalışılmıştır. Köylere nitelikli öğretmenler yetiştirilmiş, köy halkının unutulmaması sağlanmış, tarım alanında gelişmeler takip edilmiş, verim artırılmış, kültürel çeşitliliklerin öğrenilmesi ve kucaklanması sağlanmış, sahip olunan haklar, demokrasi ve Atatürk inkılapları benimsenmiş, halkın içindeki hiyerarşik yapılanmaya ses çıkarılmaya başlanmıştır. Köy Enstitüleri her anlamda kalkınmayı sağlamış ve Türkiye’ye faydaları anlatmakla bitmeyecek çok önemli bir kurumdur.

Zeynep AKYÜZ tarafından The FEAS Journal adına hazırlanmıştır.


KAYNAKÇA

Afacan, A.F. (1993). Talip Apayadın: Bir Sancının Varlığında Direnen Yazar, s.29-30.

Aysal, N. (2005) Anadolu’da Aydınlanma Hareketinin Doğuşu: Köy Enstitüleri, s.279.

Çavdar, T. (1995) Türkiye’nin Demokrasi Tarihi (1839-1950), s.417.

Erçelebi, H. (1991). Kuruluşunun 50. yılında Köy Enstitüleri ve Türk eğitim sistemine Katkıları, s.21.

Güvercin, C.H., Aksu, M., Arda, B. (2004). Köy Enstitüleri ve Sağlık Eğitimi, s.97.

Kartal, S. (2008) Toplum Kalkınmasında Farklı Bir Eğitim Kurumu, s.24-28.

Oğuzkan, F. (2007). Köy Enstitüleri Öğretim Programları. <http://www.egitim.aku.edu.tr/oguzkan.htm>.

Tonguç, H. (2011) Köy Enstitüleri Sayı:26, s.1.

Türkoğlu, P. Tonguç ve Enstitüleri, 1997, s.496.

#ZıtFikirlerBirbiriniYaşatır #WriteYourself, reach us: info@thefeasjournal.com
Yazı oluşturuldu 52

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön