TERÖRİZMİN PSİKOLOJİK BOYUTU: TERÖRİSTLERİN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ & TERÖRİZM İLİŞKİSİ (PSİKO-POLİTİK ANALİZ)

Giriş

Politik psikolojinin[1] araştırma konularından biri de terörizm ve teröristlerin psikolojileridir. Bu bağlamda, genellikle, terörizmin altında yatan motivasyonlar ve teröristlerin amaçları incelenir. Burada asıl sorulması gereken soru; ideolojileri, dini inançları veya etnik kimliği nedeniyle hayatının belli bir döneminde veya sürekli olarak haksızlığa uğrayanların neden hepsinin değil de sadece çok az bir grubun şiddeti bir ifade biçimi olarak seçerek terörizme yöneldiğidir. Bu makalede, bu soruya yanıt aranacak ve örneklem olarak terörizme yönelen bireyler kullanılacaktır.

Terörizmin Nedenleri ve Buna İlişkin Çeşitli Yaklaşımlar

Öncelikle, terörün hangi türü olursa olsun (dini, etnik milliyetçi veya ideolojik), tümünün temelinde haksızlığa uğramış olma durumu ve bunun yarattığı mağduriyetin bulunduğu söylenebilir. Bu mağduriyet psikolojisi ise tepki verilebilecek bir duyguya neden olur. Bu mağduriyet sonucunda ise kimileri yaşadıklarını sessizce kabullenerek, M. Seligman’ın “Öğrenilmiş Çaresizlik Sendromu” nun bir parçası haline gelmekte ve tepkiselliklerini kaybederek pasif ve itaatkar bireylere dönüşmektedir. Öte yandan, kimilerinde bu durum tamamen ters bir tepkiye yol açmakta ve bu kişilerin yaşadıkları çaresizlik ve umutsuzlukları zamanla öfkeye, öfkeleriyse şiddete dönüşmektedir (Çitlioğlu & Dedemen, 2014, ss.25-34). Bu durumda, terör örgütlerinin kurulmasının ve üyelerini toplamasının ardında göze çarpan ortak bir faktör, haksızlığa uğradığını düşünen kişilerin bir araya gelmesidir.

Davranışı motive eden psikodinamik faktörleri vurgulayan ve kişinin temel özelliğini anlamaya çalışırken bilinçaltının rolüne odaklanan psikodinamik yaklaşımı (Freud) kullanan Feuer’e göre terörün psikolojik motivasyonu, erkek çocukların baba ile mücadelesi ya da “Ödip Kompleksi” ile açıklanır. Kent ve Nichols ise bu motivasyonu çocuk istismarı ve ergenlik isyankarlığı sonucu oluşan, ebeveynlere duyulan nefret olgusuna bağlar. Buna karşılık L. deMause ise baba-çocuk ilişkisinin bunu açıklamak için yeterli olmadığını ve belirleyici faktörün ebeveynlerin istismarcı tutumu olduğunu öne sürmüştür (Arıboğan, 2020, s.55).

Teröristlerin akıl sağlığı konusunda, teröristlerin psikopat ya da deli oldukları fikrinin yanında, narsist kişilik yapısına sahip oldukları ya da teröristlerin sadece ülkesini korumaya çalışan normal bireyler olduğu fikri de mevcuttur. Yapılan bazı araştırmalar, genel kanının aksine, teröristler ile diğer gruplar arasında belirgin farkların olmadığını ve çoğu terör örgütü üyesinde psikopatolojini gözlemlenmediğini belirtirken, bazı araştırmalarsa şiddete başvurmanın nedenlerini terör örgütleri ve eylemlerine katılanların çoğunlukla psikolojik ve psikiyatrik bozuklukları olan kişiler olmalarına dayandırmaktadır (Arıboğan, 2020, ss.55-56).

Yapılan pek çok araştırma, terörizmin altında yatan motivasyonun, üyelerin birbirleriyle kurdukları güçlü duygusal ve psikososyal bağlar ve aidiyet duygusu nedeniyle ortaya çıktığını göstermektedir. Gruba ve grup kimliğine duyulan aidiyet hissi, bireylerin terör örgütlerine katılmalarına yol açan etkenlerin en önemlilerindendir. Grup kimliği, bir örgütün fiziksel ve psikolojik anlamda hayatta kalmasını ve “bekasını” ifade eder. Çocukluk ve bebeklik dönemlerinde yaşadıkları travmalar sonucunda bireysel kimlik gelişimi sorunlu olan kişiler, bu eksiği onarıp kapatmak için kendilerini terör örgütlerinin grup kimlikleriyle bağdaştırırlar, bunun sonucunda da grubun hayatta kalmasını öncelikleri haline getirirler. Kendilerini bu toplumsal gruplar içinde tanımlayan bireyler, kendi gruplarının tehdit altında olduğunu hissettiklerinde, grup dışına olan olumsuz algı pekiştirilerek grup içinde ortak bir güvenlik duygusu yaratırlar (İlhan & Tuncal, 2015, ss.97-98).

Terör örgütlerinin grup kimliklerinin güçlenmesi (örgüt üyeleri arasında dayanışma ve bütünlüğün artması) ile örgüt üyelerinin savaşma motivasyonu arasında pozitif bir ilişki vardır. Ayrıca, Abrahams’a göre terör örgütlerinin politik hedeflerine ulaşmak için eylemlerinin devam etmesini ve örgütün yaşamını devam etmesini sağlayan en önemli unsur örgütün savaş stratejisi değil, grup aidiyeti sonucu üyeler arasında oluşan psikososyal bağları sürdürme çabasıdır (İlhan & Tuncal, 2015, 98).

Terör örgütlerinin üyelerini oluşturan, haksızlığa uğramış bireylerin yetiştiği ülkeler incelendiğinde, bu kişilerin genellikle hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı, totaliter ve teokratik rejimlerle yönetilen ve gelir dağılımında adalet ve fırsat eşitliğinin olmadığı ülkelerden geldikleri görülebilir. Dahası, genellikle, bu kişilerin sistemde yeterli temsil olanağı elde edemedikleri ve emeklerinin sömürüldüğü söylenebilir. Haksızlığa uğramışlığa tepki olarak neden bazı bireylerin terör örgütlerine katılmayı, bazılarının ise içine kapanık ve itaatkâr bireylere dönüştüğü de bu şekilde açıklanabilir. Buna göre, hak ve özgürlüklerin sağlandığı ülkelerde bireyler, haksızlığa uğradıklarını hissettiklerinde sisteme karşı gelip terör örgütlerine katılmaktansa “öğrenilmiş bir çaresizlikle” içlerine kapanmayı seçerler. Buna alternatif olarak bu haksızlıkların çözümlenmesi için yaşadıkları devletlerde sivil toplum örgütleri kurma ya da bunlara katılma seçenekleri mevcut olduğu için bireyler bu yolu da seçebilirler. Teröre ve şiddete başvurmadan da bir çıkış yolu bulunabileceği inancı, bu ülkelerde haksızlığa uğrayan kişileri terör örgütlerine katılmaktan alıkoyar (Çitlioğlu & Dedemen, 2014, s.34).

Diğer yandan, hak ve özgürlüklerin var olmadığı ülkelerde ise, bireyler sistem içerisinde hiçbir çıkar yolun olmadığını fark edip, çözümü terör örgütlerinde aramaktadırlar. Kırılgan Ülkeler Endeksi ve terör örgütü eylemlerinin yoğunlaştığı incelendiğinde, bunların arasında bir örtüşme olduğunu saptayabiliriz. Kırılgan Ülke kavramı ile, toplum içinde ekonomik, siyasal ve sosyal uzlaşmayı sağlayacak kurumsal yapıları sağlayamayan ülkelerden bahsedilmektedir. Haklarını aramaları için hukuk sistemi dahilinde kurumlar olmadığı için terör örgütleri kişilerin karşılarına tek seçenek olarak çıkar.

Kişilik gelişimi yaklaşımına göre ise, terörizmin nedeni dünya görüşlerinin çatışmasından değil, “benlik” görüşlerinin çatışmasıdır (Demirli, 2011, 68). Bu benlik ise kısmen ait olduğumuz gruplar tarafından tanımlanır. Bu durumda, bu yaklaşım da terörün sebebini kişinin çevresi ve kendini birlikte tanımladığı gruplara dayandırır (Kalkanlı, 2019, 286).

Terörizmin eyleme dökülmesinin arkasında yatan saldırganlığı da öfkenin dışavurumu olarak açıklayabiliriz. Kişinin kendine özgü kişilik özellikleri ve çevresel uyaranların etkileşimi sonucunda saldırganlık ortaya çıkabilir. Dolayısıyla, kişiyi saldırgan eylemlere ve terör örgütleri aracılığıyla içindeki öfke ve saldırganlığın ortaya çıkmasına etki eden etkenler olarak, kişinin kişilik özelliklerini, yetiştiği çevre ve bu çevreden edindiği uyaranların çağrışımlarını sayabiliriz (Kalkanlı, 2019, 280).

Terörizme Yönelik Çözüm Yolları

Terörün muhtemel kaynaklarının incelenmesi sonucunda, teröre sebep olan faktörlerin etkisinin azaltılması ya da ortadan kaldırılması için muhtemel çözüm yolları oluşturabiliriz. Öncelikle, dünya çapında insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasi gibi kavramların yayılması ve kabul edilip düzgünce uygulanmasının, terör örgütlerine birden fazla yönden zarar verebileceğini görebiliriz. Kırılgan Ülke olarak nitelendirilen ülkelerde devlet ve hukuk yapısının güçlendirilmesi sonucu, terör örgütlerinin yeni üye çekebileceği insan havuzunun küçüleceğini görebiliriz. Hem insan hem de maddi kaynakları azalan terör örgütlerinin etkisi de bu doğrultuda azalacaktır. Buna ek olarak, terör örgütü üyelerinin de insan olduğu hesaba katılarak, onların bu yolu seçmesine yol açan siyasi ve toplumsal sorunla irdelenip, bunlara çözüm aranacağının mesajını vermek de bu örgütlere yeni bireylerin katılmasını engelleyebilir ya da mevcut üyeleri ikna edebilir.

Sonuç

Sonuç olarak, bireylerin terör örgütlerine katılmasına sebep olan psikolojik, kişisel ve toplumsal faktörler incelendi. Bu konuda çoğu yaklaşımın hemfikir olduğu üzere, kişilerin teröre yönelmesi için en önemli faktör, kişinin çocuklukta ya da yetişkinlikte uğradığı haksızlığa uğramışlık hissi olmuştur. Çalışmanın sonunda ise teröre sebep olan faktörler göze alınarak, terörün çözümü için muhtemel çözüm önerilerine yer verilmiştir. 


Kaynakça

[1] Toplumların ve bireylerin psikolojileri ile siyasal süreçlerin bağlantısını çözmeye odaklanan bir alandır. Kısaca, politika ile psikoloji arasındaki ilişkileri inceler.

Arıboğan, DÜ (2020), “Politik Karar, Tutum ve Davranışlarımızı Bireyselden Toplumsala Uzanan Bir Yelpazede Anlama ve Açıklama Kılavuzu Olarak Politik Psikoloji”, Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (10), 37-62.

Çitlioğlu, E., & Dedemen, F. (2014), “Terörizmi Anlamak”, Güvenlik Bilimleri Dergisi, 3(2), 25-39.

Demirli, A. (2011), “Terörizm, Psikososyal Etkileri ve Müdahale Modelleri”, Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 4(35), 66-78.

İlhan, RS, & Tuncal, T. (2015), “Etki Odaklı Harekâtlara Grup Dinamikleri Bağlamında Yaklaşım: Terörizmle Mücadele Önlemlerinin Sistematikleştirilmesi”, Milli Güvenlik ve Askeri Bilimler Akademik Dergisi, 2(6), 95-116.Kalkanlı, ZG (2019), “Terör, 11 Eylül’ün Psikolojik Etkileri ve İyileştirici Terapiler”, Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (9), 275-305.

Share this article
Shareable URL
Prev Post

VİŞEGRAD GRUBU

Next Post

NEOLİBERAL DÜZENDE BİYOPOLİTİKANIN FEMİNİST BİR DÜZLEMDE TARTIŞILMASI: KADIN EMEĞİ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Read next