TRUMP DÖNEMİNDE GÖÇMENLER VE SIFIR TOLERANS POLİTİKASI

Amerika Birleşik Devletleri’nin 45. Başkanı olan Donald Trump, gerek sansasyonel açıklamaları gerekse iç ve dış politikadaki uygulamalarıyla akıllara kazınan bir lider olmuştur. Sağcı popülist olarak nitelendirebileceğimiz bir çizgide seçim kampanyası yürüten Trump, bu dönemde sert göç karşıtı söylemleriyle oldukça dikkat çekmiş ve ABD’ye olan göçlerin kontrol edilmesini sağlamak amacıyla Meksika sınırına büyük bir duvar öreceğini vaat etmiştir. Ocak 2017’de Trump yönetiminin göreve başlamasından itibaren, göçmenlik ve seyahat kısıtlamaları konusunda katı bir tutum sergilenmiş ve çeşitli icraatlerde bulunulmuştur. İlerleyen süreçte ‘Sıfır Tolerans’ isimli politika uygulamaya konmuş ve yasadışı göçmenlerin hızla hapse atılmasının önü açılmıştır. Bu çalışmada, Donald Trump döneminde göçmenlere olan bakış açısı incelenecek ve özellikle ‘Sıfır Tolerans’ politikası üzerinde durulacaktır.

İŞGALiN AĞIR BEDELİ: AFGANİSTAN

Afganistan’ın kıtalararası stratejik bir coğrafyada yer alması dönem dönem birçok devletin ilgisini bu bölgeye çekmiştir. 1979 yılında Ruslar tarafından tamamen işgal edildikten sonra bölge doğal olarak ABD’nin de dikkatini çekmiştir. 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’deki İkiz Kulelere ve Pentagon’a karşı yapılan saldırının sonucunda Afganistan’da bulunan Usame Bin Ladin ve onun örgütü El Kaide’nin saldırıyı düzenlediği iddiası ile ABD tarafından işgal edilmiş ve terörizme karşı savaş başlatılmıştır.

RUSYA’NIN BALKANLAR’DAKİ FAALİYETLERİ

16. Yüzyıldan itibaren emellerini büyütmek ve gerçekleştirmek için uğraşan Ruslar, bu doğrultuda güneye ve doğuya doğru yayılmayı hedeflemiştir. Özellikle Balkanlar, Rusya için stratejik bir öneme sahip olmuştur. Tarih boyunca bu bölgeye belirli bir politika izleyememesi ve 20. yüzyılda bölgede yaşanan sorunlara ve çatışmalarda aktif olmaması ve hala Balkanlar’a yönelik bir politika geliştirememesi, Rusya’nın Balkanlar’daki etkisini giderek kaybetmesine neden olmuştur. Ancak Balkan ülkelerinin son dönemde Batı’ya dönmesi Rusya’nın bu bölge ile ilgilenmesini sağlamıştır. Slav- Ortodoks kardeşliği, Boğazlara geçiş ve enerji güvenliği gibi birçok unsur Rusya için Balkanların önemi anlatılabilir. Bu çalışmada kısaca tarih boyunca Rusya’nın Balkanlar ile olan ilişkisi ele alınarak günümüzdeki durumu değerlendirilecektir.

QUAD VE ABD-ÇİN REKABETİNE YANSIMALARI

QUAD (Quadrilateral Security Dialogue) yani Dörtlü Güvenlik Diyaloğu ilk olarak 2007 yılında dönemin Japonya Başbakanı Shinzo Abe’nin daveti ile birlikte ASEAN Asya-Pasifik Forumu sırasında ülkelerin bir araya gelmesiyle oluşturuldu. Gayri resmi bir forum niteliği taşıyan bu görüşmelerde Japonya Başbakanı Shinzo Abe, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Hindistan Başbakanı Manmohan Singh ve Avustralya Başbakanı John Howard bir araya geldileR. Dörtlü’nün gündemi elbette ki Çin’in bölgede gittikçe artan etkinliğiydi. QUAD, Çin’in bölgede artan ekonomik ve kısmen de askeri etkinliğine bir cevap olarak görüldü. Ancak 2007’deki bu görüşmelerin ardından Avustralya’nın Çin baskısından çekinmesi sebebiyle QUAD, 2017 yılına kadar askıda kaldı.

ABD’NİN ARKA BAHÇESİ’NDE DEMOKRASİ NASIL SAĞLANIR?

1960’ların başları ile 1980’lerin sonu arasındaki dönemde az gelişmiş ülkelerin ve özellikle de bağımsızlığına yeni kavuşmuş olan ülkelerin kalkınması için yapılan yardımlarda hem ABD ve Batı dünyası için hem de Sovyetler için soğuk savaşın gerektirdiği stratejik yakınlaşmalar başroldeydi. Batı dünyası için az gelişmiş ülkelerin sosyalizme kaymamaları, dolayısıyla Sovyet etkisinin küresel yayılmasının engellenmesi son derece can alıcı bir öneme sahipti.

TUTSAK LİMAN: PORTO RİKO

ABD’nin güney eyaletlerinden olan Florida’ya yaklaşık bin mil uzaklıkta bulunan Porto Riko, içişlerinde bağımsız fakat dışişlerinde ABD’ye bağlı özerk bir statüye sahip olsa da uzun bir zaman boyunca “51. Eyalet” tartışmalarında kendine yer edinmiştir. Durum her ne kadar böyle olsa da federal eyalet sistemine dahil edilmeyen ada, federal bütçeden yararlanamamış ve vatandaşları da seçimlerde oy kullanamama gibi birtakım siyasi çifte standartlara maruz kalmıştır. Diğer taraftan, Porto Riko’da azınlıkta olsalar da geçmiş dönemlerde olduğu gibi tam bağımsızlık taraftarı olan kitleler faaliyetlerini sürdürmektedir. Ortaya çıkan “eyalet ya da bağımsızlık” ikileminin daha derin analiz edilebilmesi için bugün halen tartışmalı bir şekilde adada varlığını sürdüren sömürge tarihinin izleri incelenmelidir.

SOĞUK SAVAŞ SONRASI ABD BALKANLAR POLİTİKASI

Dünyada Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte komünizm artık Batı için bir tehdit olmaktan çıkmış ve Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte dünyanın iki kutuplu düzeni son bulmuştur. Soğuk Savaş’tan ABD önderliğinde Batı Bloğu galip ayrılmıştır. Yeni düzenin tek süper gücü ise artık ABD’dir. Balkanlar coğrafyasında da Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte tekrardan Balkan ulusları arasında etnik ve dini ihtilaflar artmış ve çatışmalı bir süreci doğurmuştur. Balkanlar’da ortaya çıkan bu çatışmalı sürecin yarattığı istikrarsızlık, Avrupa’nın da geleceğini tehdit eder niteliktedir. ABD, Soğuk Savaş sonrası Balkanlar’da ortaya çıkan bu istikrarsızlığı kullanarak, hem Avrupa’nın güvenliğini sağlamak için, hem de dünyanın artık tek kutuplu olduğunu göstermek için kendini yeni düzenin süper gücü olarak konumlandırmıştır.

FİKİR VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ÜZERİNE

Aristoteles insanı politik bir hayvan olarak tanımlar. Onun bakış açısından insanlar konuşma gibi eşsiz bir kabiliyete sahiptirler. İnsan aynı zamanda Aristoteles için potansiyeline ulaşmamıştır ve tam potansiyeline erişebilmesi için 3 niteliğe ihtiyacı vardır. Bunlar: Konuşma, karar verme ve bu ikisinin birleşiminden doğan düşüncelerini ve kararını eyleme dökmektir (praxis). Aristoteles fikirlerini o zamanın var olan devletleri […]

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön